Yatırımda Risk Nedir Çok Kazanmak İsterken Paranızı Kaybetmeyin

Blog-4-Yatirimda-Risk

Yatırım dünyasına giren hemen herkesin aklındaki ilk soru aynıdır:

“Ne kadar kazanabilirim?”

Bence yatırımcıların sorması gereken ilk soru bu değildir.

Önce şunu sormalıyız:

“Yanılırsam ne kadar kaybedebilirim?”

Çünkü yatırımda fırsatlar hiçbir zaman bitmez.

  • Bugün Bitcoin yükselir.
  • Yarın başka bir hisse çıkar.
  • Sonra altın hareketlenir.
  • Bir süre sonra başka bir sektör konuşulmaya başlanır.
  • Piyasa bize sürekli yeni fırsatlar sunar.

Ama bütün sermayenizi kaybederseniz önünüze gelen yeni fırsatların hiçbir önemi kalmaz.

Bu nedenle yatırım dünyasında benim çok önemsediğim bir kural vardır: Önce oyunda kal.

Kazanç sonra gelir.


Risk Nedir?

Risk denildiğinde çoğu insanın aklına doğrudan zarar etmek geliyor.

Aslında risk bundan biraz daha geniş bir kavramdır.

En basit haliyle risk:

Beklediğimiz şeyin gerçekleşmeme ihtimalidir.

  • Bir şirketin büyümesini beklersiniz, büyümeyebilir.
  • Faizlerin düşmesini beklersiniz, yükselir.
  • Doların yükseleceğini düşünürsünüz, düşer.
  • Bitcoin'de yükseliş beklersiniz, piyasa tersine döner.

Yani yatırım yaptığımız anda aslında şunu kabul etmiş oluruz:

Geleceği kesin olarak bilmiyoruz.

Bunu kabul etmek iyi yatırımcılığın başlangıç noktalarından biridir.

Çünkü geleceği kesin olarak bildiğinizi düşünüyorsanız risk yönetimine ihtiyaç duymazsınız.

Ama geleceğin belirsiz olduğunu biliyorsanız, yanlış çıktığınızda ne yapacağınızı planlarsınız.


Risk Almadan Para Kazanabilir miyiz?

Bu da sık sorulan sorulardan biri:

“Hocam, hem garanti olsun hem de çok kazandırsın.”

Keşke böyle bir yatırım aracı olsaydı. :)

Genel olarak getiri beklentisi yükseldikçe alınan risk de yükselir.

Daha yüksek kazanç istiyorsanız çoğu zaman daha fazla belirsizliği kabul etmeniz gerekir.

Ama burada önemli bir ayrım var.

Risk almak başka, kontrolsüz risk almak başka şeydir.

  • Arabaya binmek de bir risktir.
  • Ama emniyet kemeri takarsınız.
  • Hız sınırına uyarsınız.
  • Aracınızın bakımını yaptırırsınız.
  • Yolu takip edersiniz.

Yani riski tamamen ortadan kaldıramazsınız ama yönetirsiniz.

Yatırımda da yapmaya çalıştığımız şey tam olarak budur.


En Büyük Risk Bazen Yatırımın Kendisi Değil, Yatırdığınız Miktardır

Diyelim ki yüksek riskli olduğunu düşündüğünüz bir yatırım fırsatı buldunuz.

Bu yatırımın kendisi riskli olabilir.

Ama asıl soru şu:

Toplam paranızın ne kadarını buraya koyuyorsunuz?

1 milyon TL yatırım sermayeniz olduğunu düşünelim.

Riskli bir yatırım için 20.000 TL ayırırsanız ve bu yatırım kötü giderse canınız sıkılır.

Ama finansal hayatınız devam eder.

Aynı yatırıma 800.000 TL koyduğunuzu düşünün.

Artık problem yatırım aracının riskinden çok daha büyüktür.

Bu nedenle yatırımda sadece: “Bu varlık riskli mi?” diye sormak yetmez.

Şunu da sormalısınız:

“Bu varlığa toplam sermayemin ne kadarını ayırıyorum?”

Bazen kötü yatırım diye düşündüğümüz şey aslında kötü pozisyon büyüklüğüdür.


Bütün Yumurtaları Aynı Sepete Koymak

Bu sözü yatırım dünyasında çok duymuşsunuzdur:

“Bütün yumurtaları aynı sepete koyma.” Basit ama son derece önemli.

Diyelim ki bütün paranızla tek bir şirketin hissesini aldınız.

  • Şirket çok iyi olabilir.
  • Yönetimi iyi olabilir.
  • Sektörü büyüyor olabilir.

Ama bilmediğiniz bir gelişme yaşanabilir.

  • Yeni bir rakip çıkabilir.
  • Yasal düzenleme gelebilir.
  • Şirket büyük bir dava ile karşılaşabilir.
  • Borçlanma maliyetleri artabilir.
  • Beklenmedik bir kriz çıkabilir.

İşte çeşitlendirme burada devreye girer.

  • Farklı şirketler...
  • Farklı sektörler...
  • Farklı yatırım araçları...

Hatta şartlara göre farklı ülkeler ve para birimleri...

Ama çeşitlendirme konusunda da başka bir hata yapılabiliyor.

50 tane farklı hisse almak otomatik olarak iyi çeşitlendirme değildir.

Çünkü neye sahip olduğunuzu takip edemiyorsanız portföyünüz yatırım planından çıkıp küçük bir yatırım fonuna dönüşebilir. :)

Amaç mümkün olduğunca çok şey almak değil.

Tek bir yanlış kararın bütün finansal geleceğinizi belirlemesini engellemektir.


Stop-Loss Neden Var?

Özellikle trade yapanların mutlaka anlaması gereken kavramlardan biri stop-loss, yani zarar durdur seviyesidir.

Basitçe:

“Bu noktaya gelirse düşündüğüm senaryo yanlış demektir ve işlemden çıkarım.” demektir.

Diyelim ki bir varlığı 100 TL'den aldınız.

Analizinize göre 95 TL'nin altına düşerse işlem fikriniz geçerliliğini kaybediyor.

O zaman daha işleme girerken şunu bilirsiniz:

Giriş: 100 TL
Stop: 95 TL

Yani birim başına riskiniz 5 TL.

Buradaki önemli nokta şu:

Stop-loss bize hiç zarar etmemeyi sağlamaz.

Tam tersine küçük bir zararı kabul ederek daha büyük bir zarardan korunmaya çalışır.

Bu psikolojik olarak kolay değildir.

Çünkü insan beyni zarar etmeyi sevmez.

Stop noktasına geldiğinde içimizden bir ses şöyle der:

“Biraz daha bekle, belki döner.”

İşte küçük zararların büyük zararlara dönüşmesi çoğu zaman bu cümleyle başlar.


Stop Koymak Tek Başına Yetmez

Burada önemli bir ayrıntı daha var.

Diyelim ki:

100 TL'den aldınız. 95 TL'de stop olacaksınız.

Yani yaklaşık %5 risk alıyorsunuz.

Peki bütün sermayenizle bu işleme girerseniz?

1 milyon TL'niz varsa ve tamamını bu işleme koyduysanız yaklaşık %5'lik hareket size 50.000 TL zarar yazabilir.

Demek ki sadece stop mesafesini bilmek yetmiyor.

Pozisyon büyüklüğünü de hesaplamak gerekiyor.

Profesyonel risk yönetiminin en önemli parçalarından biri budur.

Önce:

“Bu işlemde maksimum ne kadar kaybetmeye razıyım?”

sorusuna cevap verilir.

Sonra buna göre ne büyüklükte pozisyon açılacağı hesaplanır.

Çoğu acemi yatırımcı bunun tersini yapar. Önce pozisyonu açar. Sonra ne kadar risk aldığını hesaplar. :)


Basit Bir Pozisyon Büyüklüğü Örneği

Diyelim ki toplam trade sermayeniz:

100.000 TL

Bir işlemde sermayenizin en fazla %1'ini riske atmaya karar verdiniz.

Maksimum kabul ettiğiniz zarar:

1.000 TL

Bir hisseyi 100 TL'den almayı ve 95 TL'de stop olmayı planlıyorsunuz.

Her hissede riskiniz:

5 TL

O halde:

1.000 TL ÷ 5 TL = 200 adet

Yani yaklaşık 200 adet hisse alırsınız.

Pozisyon büyüklüğünüz:

200 × 100 TL = 20.000 TL

Dikkat edin:

100.000 TL sermayeniz olduğu halde 100.000 TL'lik pozisyon açmadınız.

Riskinize göre pozisyon büyüklüğünüzü belirlediniz.

İşte risk yönetiminin en önemli mantıklarından biri budur.

Elbette %1 sadece anlatımı kolaylaştırmak için verdiğim bir örnektir. Her yatırımcı kendi stratejisine, varlığın oynaklığına ve risk kapasitesine göre farklı bir oran belirleyebilir.


%50 Kaybederseniz %50 Kazanmanız Yetmez

Yatırımda çok önemli ama bazen gözden kaçan bir matematik vardır.

100.000 TL'niz olduğunu düşünelim.

%50 zarar ettiniz.

Paranız:

50.000 TL

oldu.

Şimdi %50 kazanırsanız ne olur? 75.000 TL'ye çıkarsınız.

Başlangıçtaki 100.000 TL'ye dönebilmek için kalan 50.000 TL'nizin:

%100 artması gerekir.

Bu nedenle büyük kayıplardan kaçınmak son derece önemlidir.

Kabaca:

  • %10 kayıp → eski seviyeye dönmek için %11,1 kazanç
  • %20 kayıp → %25 kazanç
  • %30 kayıp → %42,9 kazanç
  • %50 kayıp → %100 kazanç
  • %75 kayıp → %300 kazanç

gerektirir.

Bu tablo bize çok önemli bir şey söylüyor:

Kaybınız büyüdükçe toparlanmak geometrik olarak zorlaşır. Bu yüzden sermayeyi korumak korkaklık değildir.

Tam tersine uzun vadeli başarının temelidir.


Kaldıraç: Kazancı da Hatayı da Büyütür

Kripto ve vadeli piyasalarda kaldıraç oldukça cazip görünür.

10 kat kaldıraç... 20 kat... 50 kat...

Hatta bazı piyasalarda daha fazlası.

İnsan doğal olarak kazanç tarafına bakar.

“Fiyat %2 yükselirse ben çok daha fazla kazanırım.”

Doğru.

Ama kaldıraç matematiğinin diğer tarafı da vardır.

Fiyat ters yönde hareket ettiğinde zararınız da aynı şekilde büyür.

Kaldıraç kötü bir şey değildir.

Doğru kullanıldığında bir sermaye yönetimi aracıdır.

Ama ne yaptığını bilmeden kullanılan yüksek kaldıraç, küçük bir piyasa hareketini büyük bir sermaye kaybına dönüştürebilir.

Bu nedenle kaldıraç kullanırken sorulması gereken soru: “Kaç X açabilirim?” değildir.

Bence doğru soru:

“Yanlış çıktığımda ne kadar kaybedeceğim?” olmalıdır.


Üst Üste Kaybetmeye Hazır mısınız?

Trade yapanların gözden kaçırdığı bir başka konu da budur.

Çok iyi bir sisteminiz olabilir.  Başarı oranınız yüksek olabilir.

Ama hiçbir sistem her işlemi kazanamaz.

Arka arkaya 3... 5...

Hatta daha fazla başarısız işlem yaşayabilirsiniz.

Diyelim ki her işlemde sermayenizin %10'unu riske atıyorsunuz.

Beş kötü işlem psikolojinizi ve sermayenizi ciddi biçimde etkileyebilir.

Ama işlem başına çok daha kontrollü risk alıyorsanız aynı kötü seri canınızı sıksa da oyunda kalmaya devam edebilirsiniz.

Bu nedenle iyi risk yönetimi yalnızca tek bir işlemi düşünmez. Kötü bir işlem serisini de düşünür.


Risk Yönetimi Sizi Zengin Eder mi?

Tek başına hayır.

  • Risk yönetimi size hangi hissenin yükseleceğini söylemez.
  • Bitcoin'in yarın ne yapacağını söylemez.
  • Altının zirvesini bulamaz.
  • Size mükemmel giriş noktası da vermez.

Ama çok önemli bir şey yapabilir:

Yanlış tahmin ettiğinizde hayatta kalmanıza yardımcı olur.

Ve yatırım dünyasında uzun vadede başarı için önce piyasada kalmanız gerekir.

Bence risk yönetiminin değeri burada yatıyor.


En Tehlikeli Dönem Bazen Çok Kazandığınız Dönemdir

İlginç gelebilir ama yatırımcının en büyük risklerinden biri bazen zarar ettiği dönem değildir.

Çok kazandığı dönemdir.

Üst üste beş işlem kazanırsınız. Kendinize güveniniz artar.

Sonra şöyle düşünmeye başlarsınız:

“Ben bu işi çözdüm.”

  • Pozisyonu büyütürsünüz.
  • Kaldıracı artırırsınız.
  • Normalde girmeyeceğiniz işlemlere girersiniz.
  • Kurallarınızı gevşetirsiniz.

Ve piyasa size çok eski bir gerçeği hatırlatır:

Kimse piyasadan büyük değildir.

İyi dönemlerde disiplininizi koruyabiliyorsanız risk yönetimini gerçekten öğrenmeye başlamışsınız demektir.


Kaybetmek Başarısızlık Değildir

Özellikle yeni yatırımcıların kabul etmekte zorlandığı bir gerçek var:

Zarar etmek yatırımın bir parçasıdır.

  • İyi yatırımcı hiç zarar etmeyen kişi değildir.
  • İyi trader da bütün işlemleri kazanan kişi değildir.

Önemli olan kaybettiğinizde ne kadar kaybettiğiniz, kazandığınızda ne kadar kazandığınız ve bunu uzun süre sürdürebilip sürdüremediğinizdir.

10 işlemin 4'ünü kazanarak da başarılı olabilirsiniz.

Eğer kazandığınız işlemlerde elde ettiğiniz ortalama kazanç, kaybettiğiniz işlemlerdeki ortalama zarardan yeterince büyükse sisteminiz toplamda kârlı olabilir.

Bu nedenle sadece:

“Kaç işlem kazandım?” diye bakmak yerine: 

“Kazandığımda ne kadar kazanıyorum, kaybettiğimde ne kadar kaybediyorum?” diye bakmak gerekir.


Risk Getiriden Önce Gelir

İlk blog yazımızda yatırım yapmanın amacını konuştuk:

Hayatımızı ve zamanımızı geri kazanmak.

İkinci yazımızda:

Doğru bir yatırım planı oluşturmayı.

Üçüncü yazımızda:

Yatırımcı ile trader arasındaki farkı.

Şimdi ise bütün bunları ayakta tutan temel konulardan birine geldik:

Risk yönetimi.

Çünkü sermayenizi koruyamazsanız dünyanın en iyi yatırım fırsatını bulmanızın fazla anlamı kalmaz.

Bu yüzden yeni bir yatırım veya trade işlemine girmeden önce kendinize şu beş soruyu sorun:

  • Neden bu işlemi yapıyorum?
  • Yanlış çıkarsam nerede vazgeçeceğim?
  • Maksimum ne kadar kaybetmeye hazırım?
  • Bu işlem için ne kadar sermaye ayırmalıyım?
  • İşler ters giderse finansal hayatım bundan ne kadar etkilenir?

Bu soruların cevaplarını bilmiyorsanız belki de henüz o işleme girmeye hazır değilsinizdir.

Çünkü yatırım dünyasında en önemli amaç her fırsatı yakalamak değildir.

Bir sonraki fırsatı değerlendirebilecek sermayeye sahip olmaya devam etmektir.

Unutmayın:

Para kazanmak için risk almak gerekir.

Ama finansal özgürlüğe ulaşmak için o riski yönetmeyi öğrenmek gerekir.

  • Önce sermayenizi koruyun.
  • Sonra onu büyütmeye çalışın.

Çünkü piyasada fırsatlar bitmez.

Yeter ki siz oyunda kalın.

Aydın Bilek
AYDINHOCA.COM

Bu yazıda yer alan bilgiler genel bilgilendirme ve finansal okuryazarlık amacı taşımaktadır. Yatırım tavsiyesi değildir. Örneklerde kullanılan oran ve tutarlar yalnızca risk yönetimi mantığını açıklamak amacıyla verilmiştir. Her yatırım aracının farklı riskleri bulunmaktadır.